evde tek başına | ilk demo albüm

faruk tarafından Salı, 2006-04-04 17:19 tarihinde gönderildi.
Bir demo albüm hazırlayacaksanız, ve bu hazırladığınız ilk demo albüm olacak ise, işe nereden başlarsınız? Her işte olduğu gibi araştırarak, çevrenizdeki insanlara sorarak, her türlü bilgiye ulaşmaya çalışarak, en azından yolunuzu belirlersiniz. Üniversitede araştırma ve yayınlama teknikleri dersi de almışsanız teoride ne yapılması gerektiğinin planını çok güzel yapabilirsiniz. Peki ya olayı hayata geçirdiğinizde neler ile karşılaşacağınızı hesaplayabilir misiniz?

En çok sevip saydığım sitelerden biri olan müziktek'e girdim, orada konu ile ilgili şahane bir yazı ve üzerine yapılmış fikir alışverişleri buldum. İlgiyle okudum yazıyı.

Bu yazıda rastladığım ve not aldığım kısımlardan bazıları şunlardı;

Arif Mardin bir röportajında albüm sound'una mümkün olduğu kadar yakın olsun diye üzerinde aşırı çalışılmış demoları hiç sevmediğini söylüyordu ve şöyle birşey diyordu: "Demo dediğin yalın olmalı, demoda dinlediğim müzikten prodüksiyon değerleri açısından etkilenmek istemiyorum. Demo, şarkının prodüksiyonunun nasıl olması gerektiğini bana dikte etmemeli. Tek piyano vokal veya tek gitar vokal olsun yeter. Yeter ki o basitlik bana şarkının duygusunu versin, gerisini ben hallediyorum zaten.

“Yaptıkların çok güzel seyler, tebrik ederim” dedi Ahmet Ertegün ve devam etti: “ama şu anda müzik piyasası müthiş bir değişim içinde ve senin yapmaya çalıştığın şeyi yapmak da giderek zorlaşıyor. Bunu peşinen söyleyeyim. Ama konuşmak istersen ben buradayım, New York’a yolun düştüğünde gel görüşelim.”

Tam bir hafta sonra Ertegün’ün Manhattan’daki ofisindeydim. Açık sözlü, dobra dobra, kibirden uzak bir tavrı vardi. Dünyanin neresinde olursa olsun karşılaşan her iki Türk’ün yapacağı gibi önce memleketi kurtardık. Sonra bir süre müzik endüstrisinin gidişatından konuştuk. Sonra bana o sıralar ilgilendiği bir rap’cinin kendisine gönderdiği demo CD’yi dinletti.
15 yıldır müzikle haşır neşir olan ben o an “uyandım”. Dinlediğimiz müzik inanılmayacak derecede sadeydi. Rap zaten prodüksiyon açısından sade bir müziktir ama bunda onun ötesinde hissedilir bir sadelik vardı; kupkuru, net bir insan sesi, arkada yalın bir “beat” ve sağa sola serpiştirilmiş birkaç ufak destekleyici motif.

Gereken de buydu; rap’ci gerçekten çok başarılı bir laf cambazıydı ve demonun yalnızca bunu göstermesi gerekiyordu; onun dışında birşey dikkati üzerine çekerse ana konudan dikkati uzaklaştırmış olacaktı.

Şu anda eminim siz bile kafanızda şekillendirdiniz olayı. Ben de bir güzel oturdum, tüm parçalarımı olabilecek en yalın haline getirdim. Kayıt kalitesini, miksi ve diğer işlemleri çok fazla önemsemeden sadece bana düşen kısmını yerine getirdim. Ne de olsa, bu işin en büyükleri şişirme işlerden hiç hoşlanmadıklarını belirtmişler. Parçaların kayıtlarını bitirdim, notere gidip parçaları tasdiklettim, sonra demo albüm kapağını ve kartonetini de yapmak için kayıtlar için kullandığım mikrofonun fotoğrafını çektim. Kartonete şarkı sözlerini, bestelendiği yılları ve kendimle ilgili özgeçmişimi yazdım. Cemil Copy Center gidip bunları bir güzel parlak kağıtlara bastırdım, boş cd kutuları aldım.


20 tane demo albümü hazır hale getirdim. Adı ile bütünleşik, her noktasında sadece benim olduğum bir demo albüm. Üstelik her şeyi ile odamda hazırlanmış. İçindeki parçalar dünyaya adını kabul ettirmiş Arif Mardin ve Ahmet Ertegun'un söylediği doğrultuda. E sırada ne var? Demoları insanlara ulaştırmak.

Artık iş sanatçı ve şirket flörtü olacak, dolayısı ile bütün fikirlerinizi birden karşıya vermek istemiyorsunuz. Görüşmeye de saklıyorsunuz bazı fikirleri. Demonun belli başlı tüm çevrelere gitmesi ile, 100mt koşu yarışında start verilmeden önceki eller yerde dizler havada öne eğik pozisyonunuzu alıp bekliyorsunuz...

...4 ay sonra

Kimseden yanıt alamadım, müspet ya da menfi elimde hiç bir netice yok ve tam bu sırada -ne demekse artık bu- rock müzik patladı söyleminin olduğu döneme girdik. Benimle ve demom ile en çok ilgilenen içeriğini ve neler çıkabileceğini anladığını anladığım tek adam, İskender Paydaş oldu. Onun da vakit benim de nakit sıkıntım olması projenin ertelenmesi ile sonuçlandı.

Oturup neler yapabilirim diye düşündüm, tanıdığım müzisyenler ile görüşmeye karar verdim. İlk olarak Mor ve Ötesi'den Kerem Kabadayı ile konuştum. Bu adam benim tanıdığım en sıcak kanlı, en içten ve doğru adamlardan biridir. Kerem gayet açık yüreklilikle demodaki 9 parçaya tek tek yorum yaptı. Aradaki İngilizce parçanın kafa karıştırabileceğinden, diğer bir iki parçadaki sözlerin düzeninden bahsetti. İstediğim zaman beraber çalışabileceğimizi söyledi.

Ardından ayak üstü, Beyaz Show başta olmak üzere bir çok programda bass çalan, Uluğ Aydeniz'le konuştum. Bana 6 yıldır demolar hazırlayıp kimseye ulaşamayan bir arkadaşından bahsetti. Müzik şirketlerine yağmur gibi yağan demolardan, bu demoların nasıl hiç dinlenmediğinden ve sonra sanatçı bulamıyoruz, batıyoruz krizlerine nasıl girdiklerinden, yoğunuz vaktimiz yok ölüyoruz, koşuşturuyoruz, diyen bir çok adamın esasında nasıl da hiç bir şey yapmadığını anlattı. Burada biraz biraz kalbime inmeye başladı olaylar.

16 tane demo, 16 tane yere gitti ve dediğim gibi cevap sadece İskender Paydaş'tan ve o sıralar Redd'in çalıştığı şirket olan Stardium'dan geldi. Bir başka ilginç bir olay ise rock müzisyeni çıkartmak isteyen bir şirketin bana "senin parçalarının hepsi hit, hemen görüşmeye gel" demesi. Uçarak gittim. Görüşmeye gittiğim yerde karşımda Hande Yener'in aranjörünü bulmam açıkçası beni şaşırttı ve sevindirdi. Şirketin sahibi çantasından bir CD çalıcı çıkarttı ve demomu istedi. oturduğumuz bu nargile içilen yerde, bulunan insanların -haliyle- yaptığı gürültüyü bastırırcasına bir de "abi çay?", "tost vereyim?" şeklinde seslenen çalışanlar beni epey düşündürürken; bizim şirket sahibi "hmm bu parça beş buçuk dakika ha? radyolar çalmaz bunu" dedi. Ben refleks olarak aranjöre baktım, aranjör bana hafif omuzlarını ve kaşlarını kaldırarak "hehe" dedi. Sonra kendi kendine duymak isteyeceğim bir şeyi söyledi; "Benim Hande Yener gibi isimlerle çalışıyor olmam seni korkutmasın, netice olarak ben her türlü müzikle ilgileniyorum zaten Almanya'da yaşıyorum"... Ben de içimden bu adamdaki bu samimiyet nasıl olmuş ki diye düşünüyordum. Şirket sahibi birden "bunlarda davul yok, bass yok ki" dedi... "evet" dedim, "bu demonun sizin vizyonunuza müdahale etmesini istemedim, projeyi, beraber şekillendirip, sonra o yola gitmemizin daha doğru olacağına inanıyorum" dedim. Aranjör "güzeeel" dedi, sahip kulaklığı çıkarttı kafasından "nasıl bişi düşünüyorsun" dedi. "Ben şirket değil kendime ev arıyorum" dedim. "Beraber işler yapacağımız, beraber karalar vereceğimiz bir ev, iş yeri değil". Sahip o an koptu. Aranjör bu akustiklerin rock soundu ile ne kadar güzel olabileceğinden bahsederken, sahip çıkıştı "ben davulcuyum zaten davulları kafamda canlandırırım merak etmeyin"... Sessizlik... Aranjör planlarımı sordu ve fikirlerime bayıldı. Ben de onun hoşuna gitmesinden son derece mutlu bir şekilde çayıma uzanırken sahip bana, "biz şimdi bizim şirketin bir taşınma işlemi var onu yapıyoruz, ama prensibimizdir sana iyi ya da kötü mutlaka haber vereceğiz" dedi. Teşekkür ederim dedim, boğazımdaki çayı yuttum. ikibuçuk ay sonra bu adamlara bir telefon açtım. "ee yoklar, ben söyliyeyim geldiğinde sizi arasın" dendi. Ben bu cümleyi yaklaşık 10 kere duyduktan sonra cepten aramaya karar verdim ondan da yanıt alamadım.

Esasında bu olay demoyu almış insanların çoğunda meydana gelen bir kaybolma, ulaşılamama durumuydu. Eski sevgilinin yok oluşu canlandırması adeta.

Bir saniye duralım burada ve bir saniye için şöyle düşünelim. Bu adamlar ne iş yapıyor? İnsanların ihtiyacı olan ilaç, ekmek, su, sandalye gibi ne yaparsan yap halkın alacağı bir şeyi mi satıyorlar. Hayır... Bu insanlar eğlence sektöründeler bu sektörde ne temeldir? İnsan ilişkileri, psikoloji ne bileyim davranış bilimleri yani halkla ilişkiler temeldir. Bir parçanın tutup tutmayacağına başka türlü nasıl karar verebilirsiniz ki? İnsanlarla iletişim kurmayı bilmiyorsanız bir sanatçıyı daha iyisini yapmaya nasıl teşvik edersiniz ki? Bunları yapamıyorsanız o şirketten para kazanmayı nasıl düşünürsünüz ki? Ehliyetini yeni almış çocuğuna otomobilini veren baba çocuğun kaza yapma ihtimalini düşünmüyor olabilir mi? Bu bağlamda ben yaptığım demonun beğenilip beğenilmeme ihtimalini ve alacağım tepkilere kendimi hazırlamamış olabilir miyim? Bu dünya toz pembe mi?

"Faruk bey, böyle bir proje ile ilgilenmiyoruz" bu kafidir, "Faruk bey, iğrençsiniz, parçalarınız kaba etime benziyor, sizden tiskiniyorum" bu bile bir şeydir. Bir yanıttır. Havada kalmaktan, adam yerine konmamaktan iyidir.

Şimdi benim bunları buraya yazmam mı ayıp, bunları yaşamam mı? Bunu bu yazıyı yazarken kendime çok sordum, kol kırılır yen içinde kalır denir. Ama bu niye denir ki? Kusurları örtmek için mi? İyi düşünmek lazım.

Netice olarak anladım ki ülkemizde demo demek akustik gitar vokal demek değil. Neredeyse albüm kalitesinde kayıt edilmiş bir kayıt demek. O zaman ona göre bir demo hazırlarım diye düşünerek sil baştan kayıtlara başladım.

evde tek başına ismi ile yola çıkan ve neticede evde tek başına kalan demomun içinden 3 parçanın birer dakikalık kısımlarını aşağıdaki yamsukPlayer'dan dinleyebilirsiniz.



Demonun kapağından kimi görüntüler; kartonet ve cd
baris resmi
baris Says:
Salı, 2006-04-04 23:13

faruk bey bi meşhur olun patlayın zıplayın da bendeki imzalı demonuzu satıp paraya para demiyim işte hayatınıza çıkıp aşırı sevgi gösterisiyle duygu seline kapıliyim.)
C'mon here dear boy have a cigar!


baris resmi
baris Says:
Çar, 2006-04-05 18:50

ben de "evde tek başına isimli" bi albüm çıkarmak istiyorum:
A
1-oh mis kafamı dinliyim(slow)
2-bangır bangır müzikle coş(hard'n heavy)
3-odam dağınık karışanım yok(britpop)
4-evde donla dolaşırım kelebekler gibi uçarım(bozlak)
5-internete giriyim manita ayarliim(oyun havası)
B
1-galiba canım sıkılıyo lan(progressive)
2-internetteki herkes erkek kel şişman ve gözlüklü(fantazi)
3-bir kedim bile yok annıyomusun hadi gülümse(cover)
4-mutfaa bok götürüo dolap nanay(blues)
5-galiba canım çook sıkılıo laaan(reprise-remix)
C'mon here dear boy have a cigar!


faruk resmi
faruk Says:
Çar, 2006-04-05 23:20

esasında benim albüm de şöyle gibi oluyordu;

1. istanbul
2. sahilde
3. elini uzatma

Hmmm... sapıklık...


dabadibidu Says:
Çar, 2006-04-05 13:16

Ben ilk kez detaylı duydum hikayeyi burada şimdi. Geçenlerde yine Arif Mardin'le ilgili bir yazı okumuştum gazetede. Adamların demo anlayışını yine o haberde senin dediğin gibi açıklıyordu makale. "Demo dediğin sade olmalı" hesabı... Benim kendi demo yapma hikayem aklıma geldi. Universal Müzik'te CD'm Süha Yavuz tarafından gözümün önünde dinlenmesine rağmen (tüm şarkılar), illa da demon olsun dediler ve beni tıktılar bir stüdyoya. Dandik bir keyboard'da yarım saat içinde 50 tane adamın önünde (o adamlardan biri Erol Büyükburç'tu!) ve kanter içinde hem çaldım, hem söyledim, hem de back vokallerimi yapmıştım (mantalite?). İğrenç bir tecrübeydi tabi söylememe gerek yok. Ama şimdi bu adamlara gelen demoları dinlemediklerini duyunca çok şaşırdım, ve hatta üzüldüm. Belki süper yetenekler var ve çabaları boşa gidiyor bu şekilde. Yazık diyorum... Senin şarkılarını, sesini çok beğeniyorum Farukçum. Yılma, uğraş, didin, napıp et çıkar şu albümü. Ben ilk alanlardan biri olucam :)

faruk resmi
faruk Says:
Çar, 2006-04-05 23:32

itü'de okurken projeyi beraber hazırladığımız öğretmenlerimiz, juride bizi hacamat ederlerdi. ilk juride ben keçileri kaçırmış, ne yapacağımı şaşırmıştım. jurinin sonunda bölüm başkanı beni yanına çağırdı, "hayatta bunlarla karşılaşacaksın, juri bunun provası gibidir" demişti. o zaman dank etti bir sonraki juride dişe diş bir sunum yapmıştım. Müzik olayı da böyle, hayatta her şey böyle esasında ya, ama yapılan tasarım projesinden farklı olarak müzik fazlası ile mahrem ve duygular ile yaratılan bir şey. Bu karşılaşılan olaylar tecrübe olmasının yanı sıra, çalışmak istediğiniz insanları da tanımanız için harika birer fırsat oluyor. imzayı attıktan sonra bunu farketmenin sanıyorum ki neticesi çok daha kötü olacaktır. Bir çok örneğini görüyoruz zaten.


ilko resmi
ilko Says:
Çar, 2006-04-05 22:57

"senin parçalarının hepsi hit, hemen görüşmeye gel(Allaam işallah gaydir)
"hmm bu parça beş buçuk dakika ha? radyolar çalmaz bunu(adam gay değil yahu)"
"Benim Hande Yener gibi isimlerle çalışıyor olmam seni korkutmasın, netice olarak ben her türlü müzikle ilgileniyorum zaten Almanya'da yaşıyorum(öle bi adamım ki ben orasından burasından sac levha sallanan hatta diline zincir takan adamlarla bile çalıştım,gay olmayan biriyle de çalışabilirim belki de)"...
"bunlarda davul yok, bass yok ki(adam hem gay değil hem de olası değil)"

-"bu demonun sizin vizyonunuza müdahale etmesini istemedim, projeyi, beraber şekillendirip, sonra o yola gitmemizin daha doğru olacağına inanıyorum"

"güzeeel(du bakalım ya olmadı 2 tektaş takarız kulağa,bi de transparan badi)"
"nasıl bişi düşünüyorsun(hele bi ağız yokliim de noolur noolmaz,eşşeği sağlam kazığa bağlayalım)"

-"Beraber işler yapacağımız, beraber kararlar vereceğimiz bir ev, iş yeri değil"

"ben davulcuyum zaten davulları kafamda canlandırırım merak etmeyin(davul canlandırmayalı çok uzun zaman olmuş,kafamda hep bacak,göğüs,tokmak canlanıo..neyse ya canlanır bi ara)"...
"biz şimdi bizim şirketin bir taşınma işlemi var onu yapıyoruz, ama prensibimizdir sana iyi ya da kötü mutlaka haber vereceğiz(Allaaam yaa canlanmıo namussuz davul yaa,hass..bi bahane uyduriim de ben; canlandı,canlandı-canlanmadı koyarız iki darbuka,e o da olmadı arazi olurum.zati gay de diil"
'Dr.Ivin crazy'


faruk resmi
faruk Says:
Çar, 2006-04-05 23:17

yoksa? hayır canım? olabilir mi? bak kurt düşürme içime... satır araları bunlar olamaz... hayır...


ufuk major resmi
ufuk major Says:
Cmt, 2006-04-08 14:36

insanlığın en güzel gelişmeyi sağladığı toplumsal çocukluğu geri gelmeyecek bir çağın sürekli çekiciliğini neden ortaya koyasın? Geri kalmış çocuklar vardır, erken gelişmiş çocuklar vardır. Eski ulusların pek çoğu bu ikinci kümeye girer. Yunanlılar normal çocuklardı. Sanatlarının bizim için çekici olması, bu sanatı yaratan toplum düzeninin ilkelliği ile çatışmıyor. Tersine bu çekicilik o ilkelliğin bir sonucu oluyor; sanatın o gelişmemiş toplumsal koşullar altında ortaya çıktığını, ancak o koşullar altında ortaya çıkabileceğini, bu koşulların ise hiç bir zaman geri gelmeyeceğini gösteriyor.

Karl Marx

Ön ayakları ele dönüştüğü, aynı nesneyi iki gözüyle görüp uzaklıkları yanılmadan ölçebildiği ve çok güçlü bir sinir sistemi ve gelişmiş bir beynin yardımıyla, bu gördüklerine göre el ve kol hareketlerini ayarlayabildiği için araç yapabilmiştir insan. ama insan doğuştan bir iç güdüyle bilmez araç yapıp kullanmasını. Bunu deneylerle - deneyip yanılmayla öğrenmek zorundadır.

Gordon Childe
"The Story of Tools", Cobbet Publishing Co.1944

Ufuk "The Vasat Kahraman"


rachel resmi
rachel Says:
Cmt, 2006-04-08 16:49

okur okumaz benim aklıma hemen şöyle bir şey geldi; fi tarihinde işsiz ve iş bankası'dan istifa etmiş bir insandım; o halde xxxx ile görüşmeye gitmiştim ciddiye alarak; bana "neden istifa ettiniz iş bankası'ndan" gibi gerzek bir soru sormuştu; "sayenizde" dedim jeton düşmedi; "anlamadım" dedi, ve beklentilerimi sorduğu vakit; "iş bankası" iyiymiş dedi; alt tarafı maaşımı söylemiştim; o dönem 550 gibi komik bir paraya çalışıyordum; "yine iyiymiş" demişti kendileri, iki katından fazla maaş aldığım bir yere girdim şu an; hayalimdeki iş değil lakin xxxx gibi bir adam patronum değil en azından...ayriyetten "istanbul"'un yeri bambaşkadır bende...


faruk resmi
faruk Says:
Paz, 2006-04-09 19:30

bahsettiğin kişiye geçen gün televizyonda inanılmaz bir ayar verildi ki... sanıyorum tüm Türklerin tercümanı oldu adam... bi kuplesi şöyle;

- siz kendinize çok mu güveniyorsunuz xxxx bey?
- evet çok! güveniyorum!
- niye o zaman bir tarkan olamadınız?
- ıghk!?


igrönc Says:
Cmt, 2006-04-22 15:41

yazmadan geçemedim; çok güzel bir şarkı

faruk resmi
faruk Says:
Cmt, 2006-04-22 16:10

teşekkür ederim :)


sedas resmi
sedas Says:
Per, 2006-05-18 10:31

Bazı şarkılar vardır dinlerken gözlerimi kapattığımda beni ensemden tutup çeker ve yıldızların yanına çıkartır biraz önce onlardan birini dinledim (bir kez daha)
seni dinlemek beni heyecanlandırdı
teşekkür etmek gerek
ediyorum
istanbul :=)
herkesin bir hikayesi vardır mutlaka ama bunu iyi anlatabilen pek azdır

Seda'S


yabanci_66 Says:
Per, 2006-05-18 14:38

Merhabalar!
Faruk abi, sarkilarini cok begendim..

Özellikle istanbul sarkisini..

Basarilarinin devamini dilerim..

Iyikide siteni bulmusum. Tesadüfen rastladim...
Umarim geleceginde ünlü bir sarkici olman nasip olur, cünkü senin sarkilarinin herkesin duymasini isterim.. Eminim cok begenilir...
Hayirli günler dilerim

Sümeyye