yağ tasarım, bal tasarım...

faruk tarafından Salı, 2006-05-09 17:45 tarihinde gönderildi.
web tasarım... her şey amigaların elden çıkarılıp yerine pc alınmaya başladığı dönemde gerçekleşti. amiga'sına bayılan biri olarak bu tipsiz inoksan tasarımlarını andıran bilgisayardan nefret etmiş lakin şu 3d studio max denen programı öğrenmem gerektiği için olabilecek en külüstür pc ile kendimi baş başa bulmuştum. derken internet bağlandı, bir baktım geocities denen yeri keşfettim. e mail adresi ile kayıt yaptırana web sayfası yapma imkanı sağlayan mucizevi bir şeydi. korhan adındaki teknoloji hastası dostumla orada siteler yapmaya başladık. yok senin sitene 10 kişi bakmış yok bana 20 kişi bakmış tadında tatlı bir yarışma başladı aramızda. derken günlerden bir gün ben siteme zeki triko'nun sitesinden aldığım bir fotoğrafı ekledim, bir baktık bana günde 3,4 fazla kişi gelmeye başladı. bir buçuk iki ay sonra, yok faruk'un kız galerisi yok korhan'ın bikinili hatunları derken bir baktık epey ziyaretçimiz oluyor. e bir de otomobil ekleyelim, işte öyle böyle derken, bak ben ne yapım ne ettim derken bir baktık epey sayfalar mayfalar yapıyoruz.

tam bu sırada sabah gazetesi'ne bağlı dergi grubunun iş ilanını gördüm. hemen başvurdum. ??hemen işe alındım?? sayfa sekreteri titri altında pc magazine'de çalışmaya başladım. mine tezer, balaban cerit, barış nevres, deniz tanış ve efsanevi timur sırt ile beraber çalışma fırsatı buldum.

timur bey benim web tasarımla olan haşır neşirliğimi görünce 1 numara dergi grubunun web sitesini yapma işini bana verdi. tam bu sırada korhan'da bir şekilde oralarda takılmaya başlamıştı, beraber web sayfalarını yapmaya başladık. sayfa başı diye anlaştığımız parayı bize sitenin bedeli olarak yaklaşık 1.5 ay sonra ödediklerinde, sabah 6'da yola çıkıp geldiğim işin paydosuna 15dk kala başıma dikilmiş kadının "flyer hazırlıycaz seninle" sözüne "ben gidiyorum" yanıtını verip oralara dönmemek üzere işi bıraktım.

aradan çok süre geçmemişti ki siliconbase'in kurucusu dünya iyisi adam bora büyüksoy ile tanıştım. beraber işler yapmaya başladık. ben tasarım kısmını, bora da müşteri, maliye ve barındırma işlerine bakıyordu. ilk bir araya geldiğimizde bir dönem herkesin (hatta kimilerinin hala) yaptığı akla ilk gelen kelime oyunu ile kendimize concept web tasarım ismini taktık.

tonla iş yaptığımız dönemde ben macromedia flash ile kafayı bozmaya başladım. Flashla animasyonlar vesair şeyler yapmaya başladım. Yaptığım ilk animasyonla turkcell'in düzenlediği yarışmada en iyi flash uygulaması ödülünü aldım.

turkcell için hazırladığım şu animasyonla işin tadını çıkartmaya başladım. Biz dereceye girenlere o zaman için süper denebilecek compaq marka bilgisayarlar hediye ettiler. Genel kategori birincisinin yaptığı sitenin çalıntı olduğu ortaya çıktı, hediyesini geri aldılar vs vs. Bu sırada swatch'ın .beat'i tanıtmak için düzenlediği bir flash animasyon yarışmasından haberdar oldum. Bütün işi gücü hatta ortaklığı bırakıp swatch için hazırlanmaya başladım. 2.5 ay boyunca, günde 14 saat çalışarak şu animasyonu hazırladım. Yarışmayı düzenleyenleyen swatch ve atom films idi. birinin yarışma ile ilgili açıklamasında filmin ebadı belirtilmiş diğerinde belirtilmemişti. ben de bunun dalgınlığına düşüp bütün filmi 800X350 boyutlarında hazırlamıştım. Dolayısı ile elendim fakat kendilerinden "Dr. Madmind'ın maceralarının devamını heyecanla bekliyoruz" satırlarında gözlerimin dolduğu elendiğime dair mail aldım. Bu kadar kibar bir şekilde belirttikleri kendi hatam yüzünden elenmiş olmam bana düşündüğüm kadar acı vermedi.

Kablolu internet çıkmadan önce ultra tv ile tesadüf eseri görüştüm bana onlara sayfa yapmam karşılığında beta test ve bitiminden itibaren 1 yıllık bedava kablo internet sözü verdiler. Büyük bir mutluluk ile kabul ettim, web sitelerini yaptım, lakin bir türlü yayına almadılar. Olsun ben beta test döneminden itibaren kablo internete sahip oldum.




tabii belirtmek isterim, bu bütün olaylar 2000, 2001 yılları civarında oluyor. Nihayetinde bir karar aldım öyle bir şey yapmalıydım ki, hem dünyada ilk olmalıydı hem de ilgi çekmeliydi. karagöz animasyonunu yaptım. Onunla ilgili olayları kendi başlığının altında anlatmıştım.

birden bire işler üst üste gelmeye başladı, fuara katılmam için, konuşma yapmam için teklifler. dedim "oldum ben" sonra bir çok görüşmede farkettim ki insanlar karşısındakinin elinde sihirli bir değnek var ve bununla iş yapıyor zannediyor. hemen bir örnek vermek isterim. bir çiçekçi benden bir site istedi, o zamanlar moda olan girişindeki animasyon için; uzaydan döne döne dünya yaklaşıyor, dünyaya iyice yaklaşılıyor, çiçekler yağıyor, yere kadar geliyor kamera, insanlar dans ediyor ve xxxx çiçekçilik yazıyor... evet dedim bu yapılabilir ama tuzlu olabilir ne düşünüyorsunuz? bana hiç dert değil dedi. ben teklif hazırladım, bana teklifime yanıt olarak başkasından aldığı teklifi çıkarttı. dedim ki buna yaptırın. hatta ben de işlerimi bu insanlara vereyim. amca alay ettiğimi sanarak beni kışkışladı siteyi onlara yaptırdı. bir süre sonra aradı. faruk bey bu site iğrenç oldu, size yaptırmak istiyoruz ama diğer şirkete verdiğimiz parayı sizin teklifinizden düşmemiz mümkün mü malum harcamalar bütçe falan... sonra bu ve benzeri tonla olayla karşılaştım. bir bira üreticisi bilgi işlem bölümü için bir site istedi, istedikleri siteye göre verdiğim fiyatı çok düşük buldukları ve yaptım diye gösterdiğim işleri bana ait olmadıklarına inandıkları için önce beni gönderdiler. bana işi ayarlayan arkadaşımın, "arkadaşım" olduğunu farketmeyen bu adamlar benim için ileri geri konuşup, sonra bir şekilde yaptığım işlerin bana ait olduğunu öğrenince geri çağırdılar. sitelerini de çok sevip çok uzun süre kullandılar. ben de bu yalancı iş dünyasında takım elbise giymekle giymemenin arasındaki farkı bu vesile ile anlayıp, ambalaj olayına olan nefretimi ikiye katladım. paramı almaya eşofman altıyla gittim. huyumu suyumu iyi bilen arkadaşım bıyık altından gülüp durdu. lakin bunlar hep beni soğutan olaylara eklenen parçalardı. bu arada karagöz tv'yi hazırlarken göz tansiyonu problemim oldu. dünya göz hastanesine gittim. "3 saatten fazla oturulunmayala bilgisayar başında" dendi. zamanla bir baktim ki etrafıma herkes ama herkes web tasarımcı olmuş. hatta beni yanlarına işe almaya çalışıyorlar.

bir sabah uyandım, bir müzik koydum, dinliyorum. o saniye anladım ki bu iş bitmiş. ben web tasarım yapamıyorum. o günden bu güne hiç web tasarım yapmadım son dönemlerde canım ciğerim reddgillerin sitesini ve bir o kadar kıymetli insanların çalıştığı pr department'in sitelerini yaptım. yahu dedim içimden bir iki iş daha yapayım biraz birikimim olsun. 3. iş görüşmesine 1 kere gidebildim, sonraki tekliflerde telefona dahi çıkmadım. çok tok satıcı olduğumu biliyorum bu konuda ama elimde değil. gözüme verdiği zararı unutmamak için şirketimin adını flashblind koymuştum. altında da "para ile satın alamayacağınız tasarımcı" yazmıştım. yıllar sonra anladım ki o gün bu kararları verirken bir sebebim varmış... ve halen daha geçerliymiş...


bu da bir aralar kendi sitemin açılışıydı.
baris resmi
baris Says:
Çar, 2006-05-17 04:04

Yaratıcı ruha sahip insanlar tek istasyonda bekleyemiyorlar, hele ikizler burcu ise hiç şansı yok, ama ne güzel ki her durakta çok iyi izler, tecrübeler ve anılar kalmış.web tasarımıyla ilgili olarak burada daha önce tanıttığın,beraber hatırlayıp nostalji yaptığımız qube'un web sitesi de pek bir güzel,çok eğlenceli ve özgün tasarımlıydı, redd'in web sitesi de öyle.Umarım bundan sonra keyif alarak harikalar yaratacağın web sitesi albümün tanıtım sitesi olur.

C'mon here dear boy have a cigar!